• Ana Sayfa
  • »
  • YİRMİ ÜÇÜNCÜ PORTREMİZ: NECMETTİN USTA’YÊ ABDÜSSEMED

YİRMİ ÜÇÜNCÜ PORTREMİZ: NECMETTİN USTA’YÊ ABDÜSSEMED

Necmettin, sözlü anlatımı çok güçlü ve tam bir mizahçı ve de adeta sözlü anlatım ustasıydı. Başından geçen bütün olay ve olguları sırasıyla anlatmasını çok iyi biliyordu.


Necmettin Usta’yê Abdüssemed, diğer adıyla Necmettin Tan! Necmettin Usta adıyla, sanıyla mizahi bir yapıya sahipti. Bulunduğu ortamı latifeleriyle şenlendiren bir yapısı vardı. Yakınım olduğu için (kendisi dayım olur) vefat ettikten sonra arada bir, dostlarla bir araya gelince onun yokluğu hemen hissedilir. Keşke sağ olsaydı da şu an bize şaka ve latifeleriyle ortalığı şenlendirseydi... bu durumda haliyle bir araya gelen tüm tanıdıklarımız, dostlarımız ondan bahsetmeden geçmez, mutlaka yaptığı o latifeleriyle anılır.

Necmettin, sözlü anlatımı çok güçlü ve tam bir mizahçı ve de adeta sözlü anlatım ustasıydı. Başından geçen bütün olay ve olguları sırasıyla anlatmasını çok iyi biliyordu. Onun için kendi ezberinde olan her olay ve olaylar dizisini çok güzel bir şekilde anlatmasını bilen bir tabiata sahipti. O gittiği her yerde ne yapmış ve başına ne gelmişse sırasıyla güzel güzel anlatmasını iyi biliyordu. Bilindiği gibi batıda olsun, doğuda olsun gittiğim her köyde mutlaka bir nüktedan bulunurdu. Diyebilirim ki o da o nüktedanlardan biriydi.

Necmettin Tan belki maddi olarak bir zenginliğe sahip değildi ama gönül zenginliği vardı onun. İşte o nedenle başından geçen olay ve olguları zamanı ve mekânı çok iyi hatırlar ve olayları güzel anlatırdı. İşte onun için toplanan üç beş kişi arasından birinin böyle şakacı olmasını isterler ki onlara yaptığı şakalarla ortamı şen tutabilsin…

Gayri Sunullah’ın söylediği şu söz sanki onun için geçerlidir; “Söz marifet tacıdır./ Sanma gayri taç ola.” Onun için o sözün marifetine inanan bir insandı. En hatırı sayılır insanların arasında bulunsa bile devamlı söz kendisinindi ve ortam onun sayesinde gülen yüzlere dönerdi. Ben bazen kendisini uyarırdım: “Dayı olur olmaz herkesin yanında şakalaşıp- konuşuyorsun. Çok konuştuğun zaman da -ister istemez- bazen o konuşmaların arasında kırıcı sözler de olabiliyor. Kendin bundan muzdarip olmuyor musun? Ya da orada bulunan insanlar muzdarip olmuyor mu?”. “Hayır yiyen onlara içimden gelen her şeyi söylüyorum, yani bir bakıma içimi döküyorum. Doğrusu konuşmalarım arasında hep mizahi şeyler vardır, söz ve tavırlarıma dikkat ederek konuşuyorum. Dolayısıyla kırılacak bir durum hasıl olmuyor. İstediğim konuda konuşup, bütün şaka ve latifelerimi onları kırmadan, incitmeden aynı zamanda onları güldürerek memnun etmeye çalışıyorum.” Hakikaten onun bulunduğu ortam “gırgır ve şamataydı.” Kullandığı sözlere dikkat ederdi. Yani şen bir insandı denebilir.

Bir gün köydeyken gecenin bir vaktinde, biçerdöverde çalıştığı zamanlardan kalma bir anısını anlattı. Dedi ki: “Bir gün benim çalıştığım biçerdöverde Van’ın bir köyünde buğday biçiyorduk. Yanımda biçerdöverin sahibi de vardı. Sabah vaktiydi. Tarla sahibi eve giderken bize dedi ki: ‘Ben eve gidip gelene kadar siz bu parçayı (zaten tarlaları küçük küçük parçalar halindeydi) bitireceksiniz’. Adam akşama doğru geldi, biçerdöverin bozulması nedeniyle o küçücük parçayı bir türlü bitiremedik. Adam uzaktan görülüyor el kol hareketleriyle bize bağırıp çağırarak geliyor. Onun bağırıp çağırmasından anlaşılıyor ki bize kızmıştır.’ Biçer sahibi bana diyor ki, ‘Vallaha adam sana kızarak geliyor, galiba seni dövecek. Daha uzaktadır. Gel seni biçerdöverin deposuna koyup saklayalım, yoksa adam senin yanına gelir gelmez döver.’ ‘Yok! Vallaha beni öldürse bile ben bu adı üzerime getirmem, yarın öbür gün köye gittiğimizde biraz konuşursam ( Dedik ya! Necmettin hep mizahi düşünür. Onunla yolculuk yapan veya iş yapan, değişik ortamlarda birbirlerini korkak göstermek için sen şöyle yaptın, işte şöyle korktun gibisinden birbirlerine söylenirler), yani kendimden söz edersem her an benim sözümü keser ‘Bak depo derim ha!’ Yani adamın korkusundan depoya girdin, biçer sahibinin bulunduğu her ortamda kendisinin geçirdiği bütün maceralarını bir daha anlatamasın diye, ki bu da ona çok ağır gelecek. (Eskiden insanlarımız arasında her türlü konuda birbirleriyle şakalaşmak ve bazen bu şakalar kişiliği rencide etme raddesine kadar gelebiliyordu. O maksatla dayı depoya girmeyi reddetti.).” “Bazen böyle bir pozisyon doğar ki, ‘biçerdöver sahibinin yanında hiç bir zaman konuşamaz olacağım’ diye düşünerek depoya girmeyi reddetti.  Adam daha uzaktayken ben kendisine gel sen depoya gir çünkü biçerdöver senindir, aslında seni döver, depoya girersen belki kendini adamın dayağından kurtarmış olursun dedim. Şayet adam bana sorarsa benim gerekçem vardır: Biçer benim değil şu adamındır, o bırakmadı ki ben bitireyim diyeceğim dedi. Tabi adam yanlarına geliyor, oradan yanımıza gelinceye kadar biraz içini dökmüş ve o kızgınlığı bir parça olsun geçmişti. Tabi ne bana, ne de biçer sahibine bir şey demedi. Sadece kendilerine neden bitirilmediğini sordu, yani o an için delikanlılığı ona kalmıştı. “Bizde adama vallaha biçerimiz bozuldu onun için tarlayı bitiremedik, eğer bozulmasaydı, çoktan bitirmiş olacaktık. Bilindiği gibi oraların toprak parçaları küçüktü, bizim ova gibi geniş ve uzun bir yapıya sahip değildi. Bizde olsa ancak bir tarlayı iki günde bitirebilirsin”

Necmettin Tan okumamış, ama yaşadığı yaşamdan tecrübe almış, adeta hayat mektebini bitirmiş birçok şeyden haberi vardı. Etrafında zenginliğin farkındaysa, bir o kadar sefaletin de farkındaydı. Çünkü hayattan çok çekmiş, çocuklarının sürekli çalışmasını ister. “Eğer elinle çalışıp yemezsen, kimse sana çalışmaz ve kimse sana eliyle yemek yedirmez. Çünkü başkasının sofrasında hiç mi hiç karnın doymaz! Ancak herkes kendi sofrasından karnını doyurur!” dediğine şahit olmuşumdur…

Onun bu mizahi yapısı dürüstlüğüne engel değil. O kimsenin dürüstlükten ayrılmasını istemez. Onun iyi kalpliliği, bir az da çekingenliği maddi olarak onu herkesin arkasında bırakmıştı. Parası olduğu zaman hiçbir şekilde harcamak ya da onunla bir iş yeri açma cüretine girişmezdi, yani girişimci değildi. Çünkü hep el alem için çalışmış, emeğiyle geçinen, emektar bir insandı. O nedenle sürekli başkasına çalışan, eden insanlar, kendisine iş yeri açma hevesine bile girmez, şayet böyle bir şeye yeltense bile o dönemde başaracağını sanmam, çünkü, ticari anlayışı yoktu.

Necmettin Usta iş icabı çok gezmiş, görmüş,  geçirmiş bir insandı. Dili, ağzı laf yapardı. Onun için de çok konuşurdu. Çok konuştuğu için de bana devamlı şunu söylediğini hatırlarım: “Her harcadığın çok kelimenin içinden mutlaka güzel bir söz, güzel bir cümle, akla yatkın bir şey bulursun. Çünkü insanın kötü yanı varsa, mutlaka iyi bir yanı da vardır, derdi.” Bana göre bu düşüncesi doğruydu, dikkat edilirse, aklı başında bütün insanlar konuşanı dinler, konuşmasından bir şey kapayım derdinde olurlar. İşte o bakımdan konuşanı can kulağıyla dinlerler. Bu nedenle, “Boş da olsa, konuşanın sözlerinin arasından kapabileceğin, işine yarayan bir söz ve cümle çıkar mutlaka!” derdi... Allah rahmeti üzerinde olsun...   

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 7135