• Ana Sayfa
  • »
  • YİRMİ İKİNCİ PORTREMİZ; MESUT AĞA!

YİRMİ İKİNCİ PORTREMİZ; MESUT AĞA!

Mesut Ağa okumamış bir insandı, ama kendi çapında bilgili, yaşadığı zamanı iyi anımsayan ve bu durumu çevresine güzel, sakin sakin anlatan, saf iyi kalpli, sağduyu ve kendi çapında mantıklı iyi düşünen bir insandı. Ayrıca, dürüst, geleneksel değerleri sa


Mesut Ağa, onun nüfustaki adı, Mesut Kanat. Mesut Ağa boyuyla, pozuyla, kula arkasına kadar uzanan o pos bıyıklarıyla( Hatta denildiğine göre bıyıklarını sigortalamıştı.) Kızıltepe’de başlı başına bir değerdi. Onun o yapısı tam bir ağalık kurumunu yaşatıyordu adeta. Kızıltepe çarşı merkezinde yürürken her zaman en az etrafında üç- beş kişi bulunmaktaydı. Hele o vaz geçilmez tütün kutusu onun ağa olduğunu kanıtlar nitelikteydi. O kutusunu arka cebine koyarak pantolonun arka cebi şişer ve kutunun yarısı dışarıda kalırdı. Bu abartma değil onu gören herkes birbirlerine bu nasıl bir kutudur, nasıl taşıyor, diye söylenirlerdi. Sigara sarmak istediğinde kutusunu çıkarır, masanın üstüne koyar yanında bulunup ta sigara içen herkese sigara sarmasını isterdi. Orda bulunup ta kutusundan sigara sarmayana bazı zaman kızdığı olurdu, bir bakıma kendisine haksızlık sayardı. İnanın anlattığım abartma falan değildir, onu tanıyanlar, benim gibi düşündüğüne inanıyorum!..

Mesut Ağa okumamış bir insandı, ama kendi çapında bilgili, yaşadığı zamanı iyi anımsayan ve bu durumu çevresine güzel, sakin sakin anlatan, saf iyi kalpli, sağduyu ve kendi çapında mantıklı iyi düşünen bir insandı. Ayrıca, dürüst, geleneksel değerleri savunan hatta bundan ayrılanları eleştirir, böylesi insanlara iyi gözle bakmazdı. Mesut Ağa iyi, hoşgörülü, tatlı dilli, kalender, terbiyeli, varsa ahlaki eksikliklerini babacan tavırlarıyla örtmesini bilen bir kişiliği vardı. Bunu nereden biliyorum? İkisi de vefat etmiş ikisine de Allah rahmet eylesin bir gün rahmetli Dt. İbrahim Yıldırım’ın yanına sağlık sorunu için(o zaman hastanede çalışıyordu.) giderken kendisini de onun yanında gördüm. Aralarında konuşurlarken bende kulak misafiri oldum. Bilindiği gibi İbrahim Yıldırım da nüktedan bir insandı. İkisi de gayet dost ve samimice birbirleriyle selamlaştılar. Aralarında öyle bir samimiyet vardı ki, o selamlaşmaları bile latife ve şaka yollu bir duruma tekabül ediyordu sanki. İkisi birbirlerine geçmişten ve geleneklerden anlattıklarını hatırlıyorum. Doktorun ona ne söylediğini tam olarak hatırlamıyorum ama Mesut Ağa, İbrahim Yıldırım’a şöyle bir şey dediğini iyi hatırlıyorum; “Dewlemendi ne bi male, bi dil û comerdîyê ye” yani “Zenginlik malla değil, kalben cömert olmaktır.” Yani zenginlik malla değil, kalben cömert olduğun zaman zenginsin demektir, demişti ona. Bildiğim kadarıyla Mesut Ağa zengin, mal- mülk sahibi olmamasına rağmen yine de yanında birkaç insanı bulundurur belki de onların masraflarını da üstlenirdi, o denli gönlü zengin babayani tipik bir yapısı vardı. Muhabbet sahibi onun kişiliğinin bir göstergesiydi. Yani her çeşit insanla geçinir, onlara değer veren, kendisi muhabbetin “balına, zehir katmayan” hatta muhabbeti tatlılaştıran tatlı dilliydi diyebilirim. Mesut Ağa çok yönlü, herkese gönlünü açan tevazu sahibi bir insandı, bunu nereden biliyorum diye sorarsanız, bir gün vefat eden bir akrabalarının taziyesine gittiğimizde tam olarak hatırlamadığım bir şeyler anlatıyordu, orada bulunan insanlar onu can kulağıyla pür dikkat dinliyorlardı. Onun bu yapısı hala onu yakinen tanıyan insanlar arasında konuşulur, şaka yollu da olsa kendisinden söz edilir. Pek hoş, cana yakın bir insan olmaktan başka dikkat çekici başka bir yanı vardı ki, o da kulağına kadar uzanan bıyıkları idi. Günün birinde bir adamın evinde kiracıdır. Ev sahibi kirasını istemeye gelmiş onda para olmayacak ki, hanımına “Bana o sopamı verin, hapishane benim payıma düşmüş.” ben bu adamın dersini vereyim der, adam arkasına bakmadan dışarı çıkıp kaçmış, bir daha da gelmemiş eve. Mert ve paraya değer vermeyen bu adam çok önceleri çeşitli olaylara karışmış, ailevi davalardan hapislere girmiş- çıkmış, bir insan olarak böyle demesine bakmayın. Daha sonra Mesut Ağa daha sonra ev sahibi adamın parasını verivermiş. Bildiğim ve duyduğum kadar, o zaman yanında para falan yokmuş, onun için adamı böyle tehdit eder nitelikte konuşmuş, adam ondan korkmuş ve kaçmış. Onu ilk etapta gören sanki huysuz ve sert mizaçlı biri olarak bilirler, ama onunla diyalog kurulduğunda, yani konuşulduğunda böyle biri olmadığı sevecen, tatlı dilli ve babacan bir yapısı olduğu anlaşılacaktı. Onunla irtibatı olan insanlar onun kişilikli ve sevecen, ama aynı zamanda her insanda olduğu gibi bazı zaaflarının da olduğunu anlatırlardı.

Mesut Ağa, gelenek ve göreneklerine bağlı olmakla birlikte duygusal bir yapısı da vardı. Onun yanına bir işin düştüğü zaman malı- mülkü olmamasına rağmen varını, yoğunu ortaya koyup mutlaka o işini çözmeye çalışırdı. Özellikle akrabalarıyla duygusal bir bağı vardı ve onları sever- sayardı. Ama o da akrabaları ve çevresi tarafından sevilir- sayılırdı, onun sert mizacı olmasına rağmen ama olumlu ve uzlaştırıcı bir yapısı vardı, işte onun bu yapısı yakınları ve çevresi tarafından her zaman takdir edilirdi. Bildiğim kadarıyla basit ruhlu bir kişi değildi yaşadıkları inişli- çıkışlı, bitmez- tükenmez bu dünyanın işlerinden tecrübe edinerek çıkmış bir insandı, Allah gani gani rahmet eylesin…     

                


Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 2199