• Ana Sayfa
  • »
  • ONALTINCI PORTREMİZ: MELLE ELEDDÎN

ONALTINCI PORTREMİZ: MELLE ELEDDÎN

“İnsanlar üç unsurdan meydana gelir; ruh, beden ve nefis bilindiği gibi ruh insanın bedenin içinde bulunan TDK. Sözlüğü anlamıyla şöyle tarif edile bilinir; “dinlerin ve dinci felsefelerin insanda vücuttan ayrı bir varlık olarak kabul ettiği öz. tin” diye

 

Melle Eleddîn, onun diğer adı Alaattin Laçin iyi bir imam, kendini yetiştirmiş bir vatandaştı. Onun olduğu ortamda herkes dinleme ve onun yapacağı konuşma ve açıklamaları pür dikkat eder ve dinlerlerdi. O nedenle onun varlığına zamanımızın Nasrettin Hoca’sı delerdi. Bunu derken abartmıyorum. Onun gerçekçi bir nüktedan ve ciddi bir profile sahip olduğunu diyebiliriz. Onu tanıyan herkes kendisinin hakkında öyle düşünür. Giyimiyle, kuşamıyla, fiziki yapısıyla örnek bir insandı. Nasıl ki dış görüşüyle örnek insandı, kim ne derse desin uhrevi ve dünyevi düşünceleriyle de örnek bir insandı diyebilirim. Hani derler ya imam ve imam çocuklarının verecekleri yanıtları ceplerindedir. Yani Melle Aladdin, aynı zamanda hazır cevap bir adamdı da. Onun bu hazır cevap yapısı insanlara örnek biçimindeydi diyebiliriz. O zamanlar hazır cevap insanlara, yahu sen Melle Eleddin mi oldun? Cevapların hemen hazırdır ha, diye söylenirlerdi…

 

Onun sohbetine doyum olmazdı. Günlerden bir gün insanlarla şahit olduğum bir sohbetinde şöyle bir açıklamada bulunmuştu: “İnsanlar üç unsurdan meydana gelir; ruh, beden ve nefis bilindiği gibi ruh insanın bedenin içinde bulunan TDK. Sözlüğü anlamıyla şöyle tarif edile bilinir; “dinlerin ve dinci felsefelerin insanda vücuttan ayrı bir varlık olarak kabul ettiği öz. tin” diye tarif edilir. Beden için ise şöyle tarif edilir; “Ceset, vücut, gövde anlamında diye anlatılır.”  Nefis için ise şöyle anlatılır TD Kurumunda; “Öz varlık, kişilik.” Anlatmaya devam eden İmamımız; “İnsanda bulunan can ya da ruh vücudu, bedeni harekete geçirir, onun sayesinde ayakta kalır, beden ise ruhu içinde barındıran ölüm sonrasında ruhun vücudundan ayrılmasıyla beden dünyada kalarak (Tabi bazı inanışlara göre bedeni yakmayla yok edilir.) toprak altına girer. Nefis ise insanın varlığı, yaradılışı, onun üzerine kuruludur. Bu üç unsur bir birlerini tamamlayan unsurlardır. Biri olmadan diğeri olmaz. İşte bunların üzerinde sağlam karakterler ve bireyselliğe bağlı kişilikler gelişir, diye söylerdi. Bende buna ekleme yaparak Fenimore Cooper’in söylediği sözü söylüyorum, Çooper şöyle der; “Sağlam karakter, tamamen bireyselliğe bağlıdır. Çevresindekilerle ortaklaşa yaşadığı dışında hiçbir varoluşu olmayan insan, ancak vasat bir varoluşa sahip olabilir.” İmam Alaattin Laçin örf ve adetleriyle- gelenek ve görenekleriyle toplumuna bağlı bir insandı, bildiğini toplumla paylaşan bir kişiliği vardı. Kendisinin mizahi yönü de ağır basan bir kişiydi demiştik. Yine askerliğiyle ilgili başından geçen bir olayı anlattığında onun yanında birkaç gençle bulunuyorduk, şöyle anlatıyordu; “ Askerliğim gelmiş yoklama olduktan sonra askere gideceğim. O zamanlar asker yoklaması Mardin il merkezinde yapılırdı, Mardin’e gittim. Derken, köylü halimle saçlar uzun, beyaz pijama, yelek falan var üzerimde. Sora sora Mardin Askerlik Şubesini buidum. Kapıyı çaldım içeri girdim, bir baktım iriyarı ve kafası büyük bir asker masada oturmuş beni görür görmez nedendir bilmem yüzünü ekşitti. Beni yanına çağırdı. Masasından kalktı, yanıma yaklaştı ve sorular sordu.”Bu ne?” Diye sorunca büyüklerimizden de şunu öğrenmiştik, büyük memurların, amirlerin yanına gidince, hele asker olursa onların soracağı sorulara bağırarak cevap verin derlerdi. Ben de o Şube reisi soru sorunca bağırarak “Yeleek.” Diye cevap verdim. Şube Reisi sorularına devam etti. “Bu ne?” dedi. Ben yine bağırarak cevap verdim. “Saç efendim.” Dedim. Velhasi-li Kelam o sordukça ben bağırarak cevap veriyordum. O zan etti ki bu halimle ben deliyim. Hemen işlemlerimi yaptı ve beni Elazığ’a gönderdi. İki askeri yanıma verdi, o zamanlar tek ulaşım aracı trendi. Trenle Elazığ’a gidiyoruz. Yolda giderken bir- iki yerde durduk. Benim giyimim orada olan vatandaşların dikkatini çekmiş olacak ki, yanıma yanaşan insanlarla sohbet ediyoruz. Bana Şube Reisi’nin sorularını sordular, Çarığıma “Bu nedir?” diye sordular, bende çarıktır diye cevap verdim. “Yapılışı niye böyledir?” Sorusunu sordular. Ben de dedim ki “Önü açıktır, buradan toz girince, arkası da açık olduğu için otomatikman toz öbür taraftan çıkar.” Diye cevap verdim. Benim sözlerim hoşlarına gitmiş oldu ki, gülmeye başladılar. Ula ne kadar kalender bir adam, ne de güzel anlatıyor diye birbirlerine gülerek anlatıyorlardı. Trenimiz harekete geçti, tabi Elazığ yoluna devam ettik, indiğimizde doğru akıl hastanesine gittik. Askerler beni doktorların odasına bıraktılar. Bekledim, baktım doktorlar geldi, odaya yanıma girer girmez “Durum nasıl durum?” diye sordular. Halbuki benden yana hiçbir sorun yoktu. “Durum iyi iyi” dedim. Geldiler kendi meslekleriyle ilgili bana bazı sorular sordular, tabi bende kendime göre cevaplar verdim. Baktılar ki, çok makul ve mantıklı cevaplar veriyorum. Doktorların söyleyecek sözleri kalmadı. Alın bunu bu adam bizden daha akıllıdır diye söylendiler. Hemen oradan alıp işlemlerimi yaptılar ve doğru beni askere gönderdiler. Dört yıl mı ne? (ne söylediğini hatırlamıyorum) Askerlik yaptırdılar bana. Dedi.

 

İmamımız, cehalete de karşıydı. Anlatırdı! Dinimiz cahilliği kabul etmeyen bir dindir. Onun için Peygamberimiz şöyle demiş, “İlim Çin de olsa al gel.” Demiş. Hz. Ali “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” Demiş. Bulunduğu her toplumda bunları söylerdi. Yani insan ne kadar okursa, eğitim görürse o kadar çabuk cehaletten kurtulur. Her kötülüğün temeli cehalettir denir ya, bilindiği gibi cahillik insanlara her türlü kötülüğü yaptırır. Onun için Mary Astell bu konuda şöyle demiş; “Suçun temelini atan cehalet ve dar kapsamlı eğitimdir; onu büyütense taklit ve gelenektir.” Yani şunu demek istiyorum, şu an cehaletle boğuşan toplumların başına ne geliyorsa cahillikten ve eğitimsizlikten ileri gelir bu anlamda insanların, cahillikten kurtulması için eğitimine önem vermesi gerekir. Onun için zaten İmamımız eğitime önem verilmesi gerektiğini anlatıyordu. Allah rahmet eylesin…

 

        

  

   

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 139