• Ana Sayfa
  • »
  • YİRMİ DÖRDÜNCÜ PORTREMİZ; HACI HIDIR KASAP

YİRMİ DÖRDÜNCÜ PORTREMİZ; HACI HIDIR KASAP

Hıdır Hoca az- çok yaşamasını bilen bir vatandaştı. Gerçekçi ve girişken bir insandı, saflığı vardı ama kendinden emin biriydi.


Nam-i diğer Hıdır Kasap! Hıdır Kasap bir emekli öğretmendi. Yaşamını “yaşam doğallığı” üzerinden sürdürüyordu. Emekli olduğuna göre orta ve olgun bir yaşa sahipti. Boyu pozu yerindeydi denebilir. Konuşkan ve espri gücüne sahipti. Arkadaşlar arasında işini iyi yapan ve işiyle ilgili eksiklik bırakmamaya çalışan bir arkadaşımızdı. Onun için ona mesleğinde iş bilen, iş bitirici diye söylenirdi. Öğretmenlik mesleğinde ancak merkezi bir okulda müdürlüğe kadar çıkabiliyorsun Hıdır Hoca (öğretmen) Kızıltepe’nin merkezi bir okuluna ancak müdürlüğe kadar yüksele bildi. Adını hacca gittiğinden dolayı ona Hacı Hıdır denmiştir. Önceleri Hacı Hıdır dedikleri zaman bana tuhaf gelirdi. Acaba neden Hacı Hıdır denir diye? Bana hatırladığım kadarıyla bana birileri demişti, (Denildiğine göre bir ara Suudi Arabistan’da çalışmış,  (çalışmaya mı gitmiş o kadarını bilmiyorum.) orada hac farzını da eda etmiş.) Hacca gittiğinden dolayı ona Hacı deniyordu!..

Hıdır Hoca az- çok yaşamasını bilen bir vatandaştı. Gerçekçi ve girişken bir insandı, saflığı vardı ama kendinden emin biriydi. Hıdır Hocamız yufka yürekli, merhametli ve aynı zamanda arkadaş canlısı bir yaratılışa sahipti. Onun bu naif, yufka yürekli yapısı hareket ve davranışlarına da yansıyordu. Vefat etmeden önce bazen öğretmen evinde denk gelir mesleğimizle ilgili derin tartışmalara dalardık. Hocayla sohbetimizde “hepimiz öğretmenlik yaptık iyi- kötü çocuk eğittik. Az- çok eğitimin ne olduğunu biliyoruz. Çocuklarımızın iyi bir eğitime sahip olması bizim için, aileler için olmazsa olmazıdır. İstiyoruz ki eğitimlerinin en üst düzeyde olmasıdır, ama maalesef bakıyoruz ki günümüz dünyasında insanlara, değerlere, ülke ve ülkülere “an” a göre tavır alınmaktadır. Bu yüzden belli bir zamanda “iyi” daha sonra “kötü”ye, kötü de iyiye dönüştürülmektedir. Bu dönüştürme de medyanın inşa ettiği değerler ve o değerlere uyan dünya esastır. İnsanlara, çocuklarımıza çevremize meseleleri eğitim ve medya yoluyla doğru bir şekilde anlatmalıyız. Dünyada ne olup bittiğini yaşananların tam da ne olduğunu eğitimli insanlar tarafından anlaşılacak şekilde ortaya konulmalıdır. Yapılan şeylerin iyi veya kötü olduğunu gelecek neslimize alternatif bakış açılarıyla irdeleyip yapılacak olanları açıkça ortaya koya bilmeliyiz. Günümüz dünyasında medyanın toplumlar üzerinde etkisi büyüktür, bilhassa geleceğimizin teminatı olan çocuk yaştakiler ve gençlerimiz üzerinde büyük etkisi vardır. Gençlerimize ve çocuk yaştaki insanlarımıza medyanın kültüre, sanata ve eğitime yönelik bir açılım yapmasına yönelmesi gerektiği anlatılmalı, televizyon dizilerinde ailelerin eğitimine önem verilmeli, onları eğitecek yol ve yöntemleri ortaya koymalıdır. Öyle bir girişim olursa geleceğimiz olan çocuklarımız kazanacak. Şayet diğer bir durum yani şiddet olgusu ön plana çıkarsa gelecek neslimizi kaybedebiliriz, çünkü eğitimini iyi alamayan bir nesil muasır medeniyet seviyesine ulaşması zordur. Birazda aramızda öğretmenin eğitimle ilgili ne yapabileceğini, neler geliştire bileceğini tartıştık öğretmen yetkisini otoriter değil de, yumuşak ve ortamı germeden çocuk üzerinde güzel sınanmalıdır. Otoriterliği prensip edinen öğretmenlerin çocukları içe kapanık olur. Germeyen, yumuşaklığı prensip edinen öğretmenin öğrencileri açık, konuşkan kendini ifade etmede zorluk çekmez. Bu durum ailelerimiz içinde geçerlidir. Otoriter ailelerin çocukları içe kapanık ve kendini ifade etmede zorlanır, ama yumuşak ve bulunduğu ortamı germeyen ailelerin çocukları daha çok açık ve kendine güvenen kişilikler ortaya çıkar. Bilindiği gibi “Korku(nun), insanlara kazandırabileceği hiçbir şey yoktur.” Dolayısıyla öğretmenlerimiz ve ailelerimiz çocuğa korkuyu değil, cesareti aşılamalıdır. Bunu gerçekleştirdiğimizde çocuklarımızı geleceğe iyi hazırlamış olacağız.  Birde şu sözü söyleyelim; “İnsanoğlu olarak neye maruz kalırsan ona özenirsin, neye özenirsen onu yapmaya çalışırsın.” Elbette bu tabiatın yasasıdır…

Hoca ile son olarak şunlar üzerinde durmuştuk; çocukta aile içi iletişim eksikliği, motivasyon teşviki eksikliği varsa çocuk okulda ve çevrede öğrenmede problem yaşayacaktır. Çocuğun tam teşekküllü, her şeyi tamam olarak okula gitmesi ve cebine üç- beş kuruş konmasıyla okula gönderiyorum demekle olmaz, ancak onunla her zaman iletişimde olacaksın, onu derslere çalışması için motive edeceksin ki okulda, çevrede başarılı bir birey olarak yetişsin. Yoksa çocuğu istenilen şekilde yetişeceğini hiç bekleme. “Bir toplumda bağlılık ve toplumsal dayanışma ne kadar yüksekse suçlar bu yaklaşıma göre az olur.” İşte Hoca çevresiyle iyi bir diyaloga sahip olup, nüktedan bir insandı da aynı zamanda. Aşağı yukarı bir yıldır bu dünyadan bir daha gelmemek üzere veda etmiştir. Allah rahmet eylesin!..  

 

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 3140